Archive | Kültür

Tags: ,

Suç ve Ceza Film Festivali

Posted on 13 Eylül 2011 by KeLeBeK

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Başakşehir Belediyesi ile ortak bir çalışma olan Suç ve Ceza Film Festivali 23 Eylül 2011′debaşlıyor. İstanbul’da gerçekleşecek olan Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali 30 Eylül’de son bulacak. İlki düzenlenen festival, adaletin sinema ve diğer sanatlarla ilişkisi sergilenecek ve panel, tartışma ve atölyeler aracılığıyla irdelenecektir.

Farklı ülkelerin adalet sistemlerinin ve toplumsal yapılarının, suça ve karşılığında belirlenen cezalara bakışlarının, Türkiye’dekiyle karşılaştırılmasına olanak sağlayacak festivale yaklaşık kırk ülkeden, yüze yakın film katılacaktır.

İstanbul Yepyeni Uluslararası Tematik Bir Film Festivaline Kavuşuyor

İstanbul’un kültürel ve akademik açıdan kapsamlı ve yepyeni bir etkinlikle gündeme gelmesini sağlayacak festivale, suç ve ceza kavramına değişik bakış açıları getiren filmlere imza atmış sinemacıların, uluslararası alanda isim yapmış akademisyenlerin, üniversite öğrencilerinin ve tüm sinemaseverlerin büyük ilgi göstermesi ve adalet-toplum ve adalet-birey ilişkisine dair sosyal ve sanatsal bir farkındalık yaratması beklenmektedir.

Toplumsal değişim ve adalet süreçlerinin ilişkisini çarpıcı bir şekilde işleyen filmlerin izleyiciyle buluşturulacağı festivalde ayrıca, atölye, panel, sergi ve üniversite öğrencileri arası bir kısa film yarışmasına da yer verilecektir.

Bu yılki ana teması “Darbeler” olarak belirlenen Festivalin film programının bazı bölümleri şöyle: Seri katiller, soygun olayları, mafya hikâyelerini konu edinen “Suç Hikayeleri”, işkence, savaş suçları, ölüm cezası ve ayırımcılık ve darbe dönemleri hak ihlallerini konu edinen “Askıda Hukuk ve İnsan Hakları”, cezaevleri ve mahkumları konu edinen “İçeri’nin Öyküsü”, kendi sistemlerini oluşturan topluluklarda gerçekleşen evlilik, namus, aile içi şiddet gibi konuları işleyen “Toplumun Adaleti”, kolluk kuvvetlerinin ve yargı mensuplarının sistem ve toplumla ilişkilerini inceleyen ve adaletin yetersiz kaldığı durumlara örnek teşkil eden filmlerin sunulduğu “Terazi Dengesini Kaybederse”.

Suç ve Ceza Film Festivali Tarih
23 Eylül-3o Eylül 2011

Suç ve Ceza Film Festivali Nerede?

Festival filmlerinin gösterimleri ve etkinlikler, İstanbul Hukuk Fakültesi ile Başakşehir Belediyesi’ne ait salonların yanı sıra, Beyoğlu’nun seçkin sinema salonlarında gerçekleştirilecektir.

Comments (0)

Tags: ,

İstanbul Tasarım Haftası Fuarı

Posted on 13 Eylül 2011 by KeLeBeK

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, dDF ve Hürriyet’in ortak çalışması olan İstanbul Tasarım Haftası başlıyor! Tasarım, trend, moda, bilim, mimarlık ve teknoloji hakkında tüm projeler, tüm yenilikler, sergiler ve atölye çalışmaları Eski Galata Köprüsü’nde meraklıları için hazırlanıyor. Dolu dolu bir çalışma 28 Eylül-02 Ekim 2011 tarihleri arasında gerçekleşecek.

Uluslararası tasarım dünyasının ilgiyle beklenen  fuarı İstanbul Design Week, Haliç’in iki kıyısını birbirine bağlayan Eski Galata Köprüsü etkinlik ve sergileme alanı olarak kullanılarak, katılımcılar ve ziyaretçiler için eşsiz, eğlenceli ve tasarım dolu bir deneyim sunacak.

Tasarım dünyası İstanbul Design Week ile 1 hafta süresince tüm dünyadan tasarım sergilerini ve tasarımcıları ağırlayacak ve tüm tasarım dünyası İstanbul’a odaklanacak. Uluslararası tasarımcılar ve yabancı medyanın ilgisiyle Türkiye ve tasarım kültürünü tüm dünyaya tanıtacak.

İrtibat Telefon: 0212 369 92 92

Comments (0)

Tags: ,

30. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı

Posted on 26 Ağustos 2011 by sefa

Yer: Beyazıt Meydanı
Tarihler: 03.08.2011~29.08.2011
Adres: Beyazıt Meydanı
İlçe: Beyazıt

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin de desteğiyle Türkiye Diyanet Vakfı tarafından sürekli olarak 30 yıldır sürdürülen Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı Ramazan ayının arifesinde Beyazıt Meydanın da açıldı.

İki yıl öncesine kadar Sultanahmet Camii`nin avlusunda kitap okurlarını misafir eden fuar, artan ilgi ve yoğun talep nedeniyle iki yıldır Beyazıt Meydanı’na taşındı.

Comments (0)

Tags: ,

Benyamin Sönmez ile Müzik Sohbeti.

Posted on 22 Ağustos 2011 by sefa

Mistislav Rostropoviç’in “kuşağının önde gelen viyolonselcilerinden, tartışılmaz yetenek” olarak değerlendirdiği Benyamin Sönmez ile Müzik Sohbeti.

Müzik ile nasıl tanıştınız? Çocukluğunuzdan kalan ilk müzikle tanışma enstantenesini anlatır mısınız?
Küçük yaşlarımdayken bizim ailede profesyonel müzisyen yoktu ama evin içinde her zaman müzik vardı, hatta oyuncaklarım bile müzik aletlerinden oluşmaktaydı ( kanun, saz, cümbüş, gitar, davul, org).

Konservatuara girmeniz biraz maceralı olmuş, anlatır mısınız o dönemi? Nasıldı konservatuar yıllarınız?
ilk giriş sınavlarına 13 yaşımdayken girmiştim, hiç unutmam o anı. Sınav jürisi benim için “0 yetenek bu çocukta kulak yok vakit kaybetmeyin” dediler. Ama bunu duyan ben inat edip ertesi yıl bir daha girdim sınavlara. Bu sefer sınavdaki jüriler hırsıma yenik düştü ve ben 1 yıl içinde yetenekli ve kulağı olan biri oldum. :)

Nasıl Natalia Gutman`ın öğrencisi oldunuz? Ve Gutman`ın hayatınızdaki yerini yorumlar mısınız?
Yaşıyan büyük viyola solisti Yuri Başmet’in ricası üzerine Gutman zaman ayırıp beni dinlemeye söz verince hayatımın fırsatını değerlendirmeye karar verdim. Yılın belirli dönemlerinde Stuttgart’a geliyordu ders vermek için. Geleceği tarihi öğrendim. Beni sınıfına kabul edip etmeyeceğini bile bilmeden Ankara Konservatuvarı’ndan ayrıldım. 18 yaşında, yarım yamalak Almancamla Stuttgart’a gittim. Konservatuvarı buldum. Kapıyı çalıp, sınıfa girdim. Kendimi tanıttım. Bashmet’in tavsiyesiyle Türkiye’den geldiğimi söyledim. Zamanı olmadığını, öğrencileriyle ders yapacağını, ders sonunda vakti olursa beni 10 dakika dinleyebileceğini söyledi. Fırsatı kaçırırsam, uzun süre beklemem gerekecekti. Allah bilir dersten sonra hangi ülkeye uçacaktı konser için… Uzun süre diğer öğrencileri dinledim. Nihayet sıra bana geldi. Kodaly’ın solo sonatını çalacağımı söyledim. Son bölümü istedi. Önce tekniğimi görmek istiyordu. Sonra Chopin’in sonatını çaldım. 10 dakikalık dinleti 1,5 saati buldu. Sonunda “Sınıfıma hoşgeldin” dedi. O sıralar Gutman’ın öğrencisi olmak için sıra bekleyen yüzlerce viyolonselci vardı, aralarından sıyrılıp o sınıfa girmek gerçekten çok büyük bir şanstı benim için. Ancak kendi imkânlarımla Almanya’da okumam mümkün değildi. Türkiye’ye döndüm, burs için başvurmadığım kurum kalmadı. Ya cevap gelmiyordu ya da başvurum geri çevriliyordu. Hayli uzun sürdü bu arayışım, en sonunda Kültür Bakanlığı’nın bursuna hak kazandım, tam bursu alacağım sırada AKP iktidara geldi. Benim gibi pek çok müzikçinin burs hakları iptal edildi. Her şeyi göze alıp Almanya’ya gittim. İlk birkaç ay inşaat işçileri ve kamyon şoförlerinin kaldığı bir binada yaşadım. Ardından yurtta kalma hakkını kazandım.

Almanya maceranız nasıl başladı? Zor oldu mu herşey yeniden başlamak?
19 yaşında her şeye yeniden başladım. Gutman’la ilk ders çok uzun sürdü. Neler öğretmesi, hangi yanlışları düzeltmesi gerektiğine karar verdi. Öğrendiğin her şeyi unutup, viyolonsele yeniden başlayacaksın, dedi. Yayıma taksimatlar yaptı, çalgıya yeni başlayan bir çocukmuşum gibi her şeyi silbaştan gösterdi. İlk bir yılım kâbuslarla geçti, bir türlü alışamıyordum Rus stiline. Viyolonsele Navarra ekolü, yani Fransız ekolüyle başlamıştım. Rus stili bunun tam tersiydi. Çok yavaş ilerliyorduk, çünkü Gutman iki ayda bir ders yapabiliyordu. Bazen dört ay gelemediği olurdu. Almanya’da okuduğum 1,5 yılda toplam beş ders yapabildik.

Vee Moskova… Çaykovski Konservatuarı… adaptasyon zorlukları yaşadınız mı? Nasıldı okul, yaşam ve çalışma şartlarınız?
Gutman bir yaz Fethiye’ye, bizim eve tatile geldi. Almanya’da benimle çok az ilgilenebildiğini, Moskova’ya gidersem benimle daha çok çalışabileceğini söyledi. Çünkü evi Moskova’daydı. Benim için yer, mekân önemli değildi. Gutman olduktan sonra Afrika’ya bile gitmeye hazırdım. Ailem de beni destekliyordu. Gutman bir yaz Fethiye’ye, bizim eve tatile geldi. Almanya’da benimle çok az ilgilenebildiğini, Moskova’ya gidersem benimle daha çok çalışabileceğini söyledi. Çünkü evi Moskova’daydı. Benim için yer, mekân önemli değildi. Gutman olduktan sonra Afrika’ya bile gitmeye hazırdım. Ailem de beni destekliyordu.

Moskova’da ne gibi sorunlar yaşadınız?
Çaykovski Konservatuvarı’nın yıllık ücreti akıl almayacak kadar yüksekti. Ayrıca Moskova dünyanın en pahalı şehirlerinden biri. Ne yapacağımı düşünürken, şansım döndü. Türkiye’deki bir konserimde, sanatsever bir işadamıyla tanıştım. Bana destek olma sözü verdi. Beş yıl boyunca masraflarımı üstlendi. Adının açıklanmasını istemeyen bu işadamına maddi ve manevi olarak çok şey borçluyum. Ardından Gutman, Moskova’nın güvenli olmadığını söyledi. Evinde, ailesiyle yaşamamı önerdi. Kısa süre sonra anne oğul gibi olduk. Benim için Gutman, viyolonsel annemdi. O da bana Sultan ismini takmıştı. Evinde ders alıyordum, çalışmalarımız konser havasında geçiyordu. Almanya’daki bunalımlı dönem geride kalmıştı. 21 yaşındaydım ve viyolonseli tekrar zevkle çalıyordum. Benim dışımda bir öğrencisi daha vardı, haftada bir ders yapıyorduk. Çaykovski Konservatuvarı’nda eğitim çok sıkıydı. Felsefe, ekonomi gibi genel kültür dersleri zorunluydu. Rusçam yeterli değildi. Okulda zorlanmak yerine evde Gutman’la çalışmayı tercih ediyordum. Her gün okuldan Gutman’ı arayıp, dersleri takip etmediğim için şikâyet ediyorlardı. Gutman’ın ısrarına rağmen derslere gitmemeyi sürdürdüm. Evde saatlerce çalışıyor, Gutman’la sohbet ediyordum. Sonunda sınıfta kalma noktasına geldim. Gutman araya girdi. “Çaykovski Konservatuvarı’nın en yetenekli öğrencisini sınıfta bırakamazsınız” diye ağırlığını koydu. Yani sorun, viyolonselimle Gutman’ın peşinde koşturmamdı. Konserlerine birlikte giderdik. Sahneye çıkmadan hep yanındaydım. Gözlemlerimle tecrübem artıyordu, müthiş bir fırsattı. 250 civarında konserini kulisten dinledim. Sonuçta konservatuvarın en iyi viyolonselcilerinden biri olmuştum. “Viyolonselin Paganini’si” diyorlardı bana. Çalıştığım odanın kapısında toplanıp dinlediklerini, çünkü Gutman sandıklarını anlatıyorlardı.

Size, “viyolonselin Paganini`si”diyorlar, ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Bana herzaman farklı isimler taktılar; `cellonun prensi`, `cellonun sultanı` gibi.. Paganini 19. yüzyılın efsanevi kemancısıydı ve ben onu kafamda canlandırdıkça onun bir sahne şeytanı olduğunu hayal ediyorum. Böylesine dahi bir efsanenin ismini bana yakıştırmaları tabi ki içten içe hoşuma gidiyor.

Konservatuara ilk girdiğiniz yıllardan itibaren pek çok yarışmaya katıldığınızı, ödüllerinizi biliyoruz, yarışmalardan bahseder misiniz? Sizin için önemliler mi?
Hiç sevemedim yarışmaları ben. Bir çok uluslararası yarışmalarda ödüller kazandım fakat En iyi çalanın birinci olması kural değil yarışmalarda. Günümüzde müzik yarışmaları sayısal loto gibi. Ben de saatlerce çalışıp hayatımı yarışmalara harcamak yerine, kafamı sadece müziğe yoruyorum.

Comments (0)

Tags: ,

Sonbahar Reebok Classics Modelleri

Posted on 21 Ağustos 2011 by sefa

Siz de klasik modasının asla geçmeyeceğini düşünenlerdenseniz bu sezonun Reebok Classics koleksiyonu tam size göre tasarlanmış.Classics koleksiyonunda yer alan sportif modeller ile sonbahara rahat ve şık adımlarla girmek için reebok sizleri bekliyor.
Reebok Classics koleksiyonunun göze çarpan ayakkabılarından Dash Runner ve CL Nylon Slim sağlam ve konforlu yapılarıyla dikkat çekiyor. Naylon ve süet bileşiminden oluşan üst kısmı ile konfor ve stil, dayanıklı kauçuk dış tabanı ile de mükemmel bir çekiş gücü sağlayan Dash Runner ve CL Nylon Slim bu sonbahar rahatına ve şıklığına düşkün birçok kadın ve erkeğin kombinlerinin vazgeçilmez parçası olmaya en büyük aday olarak gösteriliyor.

Rahat, modern ve dayanıklı yapısıyla yakın zamanda favorileriniz aranıza girecek olan Reebok Classics modellerini 111,50 TL’den başlayan fiyatlarla tüm Reebok mağazalarında bulabilirsiniz.

Reebok’ın tüm kampanya, indirim ve yeni koleksiyon haberlerine http://www.reebok.com/TR/ ve http://www.facebook.com/Reebok adreslerinden ulaşabilirsiniz.

Comments (0)